Warning: Illegal string offset 'custom_page_theme_template' in /home/drkamil/public_html/wp-content/plugins/custom-page/custom-page.php on line 345

21 yaşında genç profesyonel sporcunun ritim bozukluğu ve kalp krizi sonucu ölümü ile ilgili;

Kalpte ritim bozukluğu yaşla beraber artan bir sDR kamil teker tekvando sporcusu kurtulabilirdi ilacla tedavi yerine manuel tibbi bakim uygulanmaliydiorundur. Kalpte gelişen anormal odakların ritim bozukluğuna sebep olduğu yaygın bilinmektedir. Çeşitli tıbbi uygulamalar ve ilaçlar ile bu sorun kontrol altına alınabilmektedir.

Vücudumuzu sinir sistemi kontrol, sevk ve idare etmektedir. Sinir sitemi merkezi sinir sistemi ve otonom sinir sistemi olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Merkezi sinir sistemi farkında olduğumuz çevreyi algılamamızı sağlar. İhtiyaca, çıkarlara ve hayallere göre davranış ve tutumlarımızı yönlendirir.  Oysa farkında olmadan yaşadığımız her an değişen ihtiyaca göre kalp, solunum, böbrek vb. organların çalışma hızını arttırıp yavaşlatan otonom sinir sistemidir. Otonom sinir sistemi çalışma ve çatışma anlarında sempatik sinir sistemini aktifler. Oysa dinlenme ve sakin olduğumuz anlarda parasempatik sinir sistemi baskın hale gelir. Yani otonom sinir sistemi sempatik ve parasempatik sistem olmak üzere zıt yönde işlev gören sistemdir.

Bütün organları sevk idare edilmesi üç yolla olmaktadır. Sinirsel yol, hormonal yol ve kan yolu. Bu yollar içinde en hızlı işlev gören sinirsel yoldur. Oysa bu sistemlerin kontrol süreçleri ile ilgili en ihmal edilen de sinirsel yoldur. Sinirsel yolla organ kontrolünü inceleyen ve teşhis edebilen maalesef çok kaliteli ölçüm araçları yoktur. EMG (elektro-myelo-grafi) ile sadece kabaca sinirsel yolun çalıştığı hakkında fikir edinilebilir. Oysa yolun akımının ne derecede kaliteli olduğu hakkında net bilgi alınamamaktadır.

Organ fonksiyonlarını incelerken hormonal ve kimyasal enzim süreçleri ile ilgili sonuçları değerlendirebilmekteyiz. Organ fonksiyonlarındaki bu bozukluklar sistemdeki aksaklıkların son aşamalarında yani hastalığın yerleştiği aşamada tespit edilebilmektedir.

Bütün bu bilgilerin ışığında kalp ritmini ayarlayan en önemli etken otonom sinir sistemidir. Kalbin otonom duyu ve motor sinirleri boyun bölgesinden çıkmaktadır. Boyun bölgesinde gelişen omurga hizalanma kusurları(subluksasyon=çıkık) ve ligament hasarları çevre yumuşak dokuda gerilim sebebi olmaktadır. Yumuşak dokudaki gerilimin artmasının, sinir kökleri veya sinir dalları üzerinde makaslayıcı, çimdikleyici etkileriyle sinir iletiminde aksama veya parazit etkisi ortaya çıkmaktadır. Yani sinirsel kontrol yolunda aksaklık ve yetersizlik gelişmektedir. Sinirsel kontrolün organ üzerindeki hızlı ve güçlü sevk ve idare etmesi yetersiz veya bütünüyle kesintiye uğradıkça organ aksı bozulmuş tekerlek gibi sağa sola yalpalayarak çalışmak gibi işlev görmektedir. Bunun neticesinde tabir yerinde ise bilyeler aşınmakta, sistemin çivisi çıkmakta ve organ sistem hastalığı olarak geç dönemde teşhis edilmektedir. Bu olayı kalbe uyarlarsak, kalpte ritim bozukluğu ve taşikardi atakları olarak erken dönemde belirti vermektedir. Çünkü sürekli değişen ihtiyaca kalbin adaptasyonu aksamakta ve biz ritim bozukluğunu bunu kalbin boşluğa düşmesi gibi hissetmekteyiz. Normal koşullarda kalp atım seslerini duymayız.  Ancak kalp atım sesini duyuyorsak veya hissediyorsak bunu kalpte çarpıntı olarak tanımlayabiliriz. Bunun yanında tansiyonda regülasyon bozukluğu nedeniyle hipotansif veya hipertansif ataklar izlenebilir. Bu anormal bir sürecin işlediğini bize bildirmektedir.

Kalbin üzerindeki sinirsel kontrolün zayıflaması kalpte ritim bozukluğu, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi belirtilerle seyreder. Özellikle yoğun aktivitelerde ani yüklenme durumunda kalbin adaptasyonu ve uyumu bozukluğu nedeniyle kalp krizi ve ani ölüm ile bireyin hayatı sonlanabilmektedir.

 

Ritim bozukluğu gözlenen hastalarda ileri kalp elektro-fizyolojik fonksiyonlarını ve kalp kası enzimlerinin ve eko kardiyografik gibi tetkiklerden sonra kalbin kendisinden kaynaklanmayan ritim bozukluklarında da maalesef ritim düzenleyici ilaçlar ile ritim bozukluğu kontrol altına almak yolu seçilmektedir. Kalp kası kasılma gücünün ve kalp kapaklarının geriliminin azalması ekokardiyografik incelemelerde tecrübeli doktorlar tarafından şüphelenmek suretiyle saptanabilir. Oysa ritim bozukluğunun sebebi saptanmadığı ve sebebe yönelik tedavi yaklaşımı yoluna gidilmediği için sorun büyüyerek devam etmektedir.

Bu tür hastalarda sinirsel kontrolün doğru çalışıp çalışmadığı mutlak incelenmelidir. Bu genellikle omurga kökenli biyo-mekanik sapmaların sonucu olarak gelişmektedir. Örneğin kalbin duyu ve motor sinirleri boyun bölgesindeki seviyede omurilikten bir demet gibi çıkıp omurlar arasındaki sinir köklerinin çıktığı deliklerden kalbe kadar uzanmaktadır.  Gerek omuriliği terk ettiği kökten gerekse organa giriş yerine kadar olan mesafede sinir dalının maruz kaldığı her türlü baskı ve gerilim veya sinir dalının kopması gibi sorunlar kalpte ritim bozukluğuna veya kalbin güçlü kasılmasına engel olmakta ve kalp kapaklarının geriliminin azalması kanın geri kaçması tablosu ile kapak yetersizliği ve ileri aşamada kalp yetersizliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bu bilgilerin ışığında örneğin kalp ritim bozukluğunda boyun bölgesindeki omurga kusurları mutlaka incelenmelidir. Özellikle kaza, travma gibi öyküsü olan insanlarda ve özellikle de dövüş sporlarında omurganın travmaya uğraması nedeniyle omurlar arası kayma ve subluksasyon (çıkık) gelişebilmektedir. Tramvaya uğrayan bölgedeki hizalanma kusuru veya gevşeklik (instabilite) nedeniyle çevre yumuşak dokuda gerilim ve sertliğe bağlı olarak sinir dalları ezilmektedir. Bu baskı ve ezilmenin neticesi olarak sinir iletim fonksiyonu aksamakta veya tam kesintiye uğramaktadır. Bunun kalpteki yansıması ritim bozukluğu ve kalp kasılma gücünün azalmasıdır.

Maalesef bu gerçek biz doktorlar tarafından ihmal edilmektedir. Sebebe yönelik tedavi yaklaşımından öteye sonucu perdelemeye çalışan yaklaşımla ilaç verilerek hastanın bu belirtilere bağlı sıkıntıları yaşaması önlenmektedir.

Kalp ritim bozukluğu olan hastalarda mutlaka boyun bölgesinin omurga incelemeleri yapılmalıdır. Yine maalesef çıplak göz ve elle omurga muayenesi ülkemizde doğru ve yeterli kalitede yapılamamaktadır.

Omurgadaki hizalanma kusurları ve gevşeklik hataları yanlış ve eksik yorumlanarak hastanın gerçek ve doğru tedavisi verilmemektedir.

Oysa tecrübeli ve bütüncül bir yaklaşım ile omurga hizalanma kusurları doğru teşhis edilebilir ve uygun manüplasyonlarla omurgadaki çıkık redükte edilebilir (yerine konabilir). Örneğin boyun bölgesindeki eklemler arası hizalanma kusurları manuel terapi ile düzeltilebilir. Hastalığın çevredeki yumuşak dokuda (kas, ligament, fascia, deri vb.) sebep olduğu tahribat uygun yenileyici enjeksiyon yöntemleri (mezoterapi, proloterapi, kuru iğne terapisi, vb)ile yumuşak doku elemanları yenilenerek, daha esnek, daha dayanıklı ve daha güçlü yumuşak doku temin edilebilir.

Çevre yumuşak dokunun esnekliği sayesinde sinir dalları üzerindeki baskı ve ezilmeler sonlanır. Sinir iletimi yeterli verim ile iş görmeğe başlar. Örneğin hastanın kalp duyu ve motor fonksiyonlarını düzenleyen sinir dallarının tam ve kesiksiz çalışması ile ritim bozukluğu, çarpıntı ve kalp kası kasılma gücündeki azalma gibi sorunlar ortadan kalkar. Boyun bölgesindeki gevşekliğin (instabilite) onarılması bu tür hastaların kalp ritim bozukluğu ve gelişebilecek sorunlardan ani ölümlerin önlenmesi mümkündür.

Bir daha benzer acıların yaşanmaması umuduyla…

Dr. Kamil Teker